Mar 18

GERİYE DÖNMEDİLER

Dile kolaydır dile, iki yüz elli bin er
Yedi düvele karşı, kaçmadı, sinmediler
Takvimler on sekiz mart, Çanakkale idi yer
Şahittir tarih buna, geriye dönmediler

Hepsi parlayan yıldız, batmayacak hilâldi
Hepsi birer Mustafa, hepsi birer Kemaldi
Allahın ordusunu yenmek elbet hayaldi
Girmedi kılıç kına, geriye dönmediler

Onlar ki al bayrağa rengi veren kandılar
Susmayan ezandılar, okunan Kuran-dılar
Vatana aşıktılar, gönüllü kurbandılar
Ellerde taze kına, geriye dönmediler

Ne insan feryatları, ne top sesleri sustu
Göründü zalimlerin Müslüman Türk’e kastı
Evladını cömertçe aldı bağrına bastı
Vermedi toprak ana, geriye dönmediler

Helâlleşip geldiler vatanın her ilinden
Ağlıyordu o Resul, kan damlarken gülünden
Şehadet şerbetini Peygamberin elinden
İçtiler kana kana, geriye dönmediler

Kader böyle yazılmış, buydu ilahi takdir
La ilahe illallah, iman ettik Allah bir
Yüzlerinde nur vardı, dillerde yalnız tekbir
Boyandılar al kana, geriye dönmediler

Parça parça bedenler, canlı, cansız seçilmez
Öğrendi bütün dünya, Türk`e kefen biçilmez
Yazdırdılar tarihe, ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
Can verdiler vatana, geriye dönmediler

KADİR GÜVEN

Mar 07

banu kalyoncu resmi sitesi

Forumedebiyat Dergisi ve Kütahya Şiir Sevenler Derneği işbirliği ile;

Forumedebiyat dergisi Kütahya temsilcisi Banu Kalyoncu ve Müge Yazan  tarafından düzenlenen, şiir gecesinde siz değerli edebiyat gönüllüsü şiir sever dostları da görmek isteriz…

Tarih: 8 mart 2008 cumartesi
Saat: 20.00
Yer: Gül Pastanesi, Atatürk Bulvarı Domaniçler Benzinliği karşısı, Kütahya

Bizlerle solumak ister misiniz…

Kütahya Şiir Severler Derneği ve Forumedebiyat Dergisi adına; Banu Kalyoncu

Forumedebiyat Dergisi Yönetimine, ayrıca Kütahya Şiir Sevenler Derneği Başkanı Esat Anık hocama şimdiden sevgilerimi sunuyorum…

Her aşama da elimizden tuttuğunuz için

Şimdiden gelebilecek tüm dostlarımızı bekliyoruz.

Mar 02

(ya da Modigliani yüzlü kadının sitem mektubu için bir deneme)

kadından kadına yürüyen dizeleriniz / siz
onların yüzünden şair olunur demiştiniz

hüzünyüz kadındır şiir / bana ilk bunu söylemiştiniz
kimilerini iyi ezberler / kimilerini kimsesiz bırakır

bazı şiirlere geç kaldığı / şairin yüzünden anlaşılırmış

ve yazın ardından yazılmaya başlanılırmış:

baharı bitmiş / yazsonu rüyasının sonu
önce kokusunu / sonra güz rengini alır
hüznün olgunlaştığı / eylül güncesidir kadın

her şiirin doğumunda bir kadın
ve şairler de zaten fazla şiirden ölürmüş

bunu da siz söylemiştiniz

ben artık sizi anladım:

yüzüme bakın!

Turgay Uçeren

Mar 02

Hüznüme değmeyen
Hiç kimseyi aramıyorum artık
Beyni satılmışlardan korkuyorum çünkü
En az katillerime öldüğüm kadar

Herkes günahını kendinden saklıyor benden değil
Ben kendime yetişemiyorum üstelik suç benim değil
Ne zaman ay düşse düşlerime çok başıma yalnızım
Ki esmer bir ağu gidip gelip yarama sızıyor
O sevdaların bir mekânı yurdu yok şimdi
Bu yüzden ben yürürken düşeyim diye
Bütün sokaklar derin ve hep karanlığıma çıkıyor

Sabahlarımdan kalkıp
Bir rüyayı yeniden yorumluyorum
Yine de bir gerçeği
Durmadan hayırsızlığa yoruyorum

Aksiliğin böylesine bakın ki
Kayıp adresimi sorayım dedikçe
Her defasında eli telsizli
O korkunç adamlara bulaşıyorum

Kendimi birilerine mi vereyim kim alır ki beni
Biraz serseriyim biraz da naçizane deli
Ha / biraz da şiir bilirim abes olmasa söylemesi
Sizler aşklardan dostluklardan dem vurun
Ama bir kez de vurun kendinizi yüreğinize
Ben bu serüvende yenildim ve kendimi hâlâ seviyorum
Siz de siz olun selamınızı dahi esirgeyin benden

Sevdiklerimi yitirmekten korkuyorum çünkü
Yüreğim affet beni benden bu kadar
Gözyaşlarıma dokunmayan
Hiçbir kadını sevemiyorum artık

Ahmet Can Akyol

( Seni Aşka Yazmalı / Sy:22 )

Mar 01

ısrarla suyu kırmaya çalışan şairler gibiyim
kıramadıkça içimde kallavi bir bozgun Dilayla
nereden buldun bu kum gibi saçları öyle çok
seni gören kuşlar aşk yapıyor badem dallarında
gelinparmaklarına konuyor renk renk üzümgüneşleri
yaban mersinleri kuş kirazları ağlayan gelinler
sakın uçuruma düşmüş bir ölü gibi görme beni
istesen seninle şurada bir çileği üleşir yaşarız
göçmen düşlerinin süzülüşünü gördüm ovalardan
çocuk kalan göğsünden büyüyüşünü gözlerimin
getirdiğin keklik ötüşlerini ne çok dinledim
iri böğürtlenler kan gibi oturmuş dudaklarına
saçlarından gövdeme dökülen esrikliğini özledim
biliyorum Bosna’nın serin nehirleri uzakta kaldı
ve kadim anılarını bıraktın geldiğin diyarlara
hiç bana anlatma başını döndürdüğün erkekleri
ben ruhundaki acıyı yok etmeye uğraşıyorum
gidersem güneşi de alıp gideceğim senden
zaten sen kimi istesen senle yatar Dilayla

beni çok kadınlar yormuştur yoruyor yoracak
güzel gövdeleri olur çirkin kızların ve güzel gözleri
bak geldim, işte yine ağzımı dayadım gövdene
istesen şimdi bir dağ çeşmesi gibi çağlatırsın beni
yalan değil, arabesk şarkılarla da hislendim
seni sevdikten sonra arabeskçileri de sevdim Dilayla
sana söz verdim aşkım bu gece zır zır ağlayacağım
yetinmeyip arabesk şarkılarla bir kasa bira içeceğim
ah ben büyük hatalar yapmışımdır yapıyorum yapacağım
önce dudaklarının yanına dudaklarımı koydum
sonra bedeninin ölçülerini ellerimle ezberime aldım
yetmeyince göğüs damarlarından fallar açtım
gülüşlerinde çocuklara atılan şekerlerden yedim
dudaklarını ısırdığımda bir kiraz çığlığı kadar sessizdi
annemi babamı bir de sevişmelerimizi özledim Dilayla

eşarbına gizlemiş ne varsa ağladığı bu sen misin
bildiğim bu şiirden iki Çinli aşık istifa-de eder artık
bir güzel kızı -yani seni- bir de şekerpareyi sevdim
gecedir Dilayla ki gece sevişmenin en çok beklediği
böğürtlenler ve gökçül sevgilerle bacaklarına geldim
bırak artık yağmuru bekleyen ihtiyarlarların duygularını
ah dudakların tatlı dudakların şeker dudakların fevkalade
ve bil ki kızıl antiloplar benim hüznümden daha kızıl olamaz Dilayla
hani her sustuğumuzda bir şeytan geçerdi aramızdan gizlice
ama sen kendi kanatlarını kıran adamları bir daha sevme
yani sen beni neden sevdin ki Dilayla

kuru üzümler kadar uzun çiğnerdim dudaklarını
tayların ovalara ilk atılışı kadar arsız yüklenirdim sağrına
sahillerde bembeyaz teninden bir ay doğardı ansızın
Allah beni unutsa ben bunları nasıl unuturum Dilayla
bu ürküten sakinliği gökte boş gözlerle dolaşan kuşların
bu kirazların son anda kırmızıdan dönme çabaları
biteviye çiftleşmesi yeryüzünde bütün börtü böceğin
durmaksızın bir ölümün adını seslenmemiz nedendir
hele ağlayışımız kainatın gözünün içine baka baka
ve yitmesi naz yapacağımız nenelerimizin ve dedelerimizin
bahçelerden çiçek ve meyve kokularını hissedemeyişimiz
ilmik ilmik kendimize ördüğümüz bu çelik koza
bunu bize kim ve neden yapıyor Dilayla

dilime öyle bir gelişin vardı ki lal olup kalmıştım
ne yüce ağaçlar gördüm ama altında biz yoktuk Dilayla
bir üst satırda seni seviyorken şimdi nefretim sana
şuracıkta bir hırslansam geceyi avuçlayıp yırtarım
artık kimi sevsem bu biraz yitirmektir gözlerini
oysa beni bir çiçeği öper gibi öpmeni nasıl beklerdim
tutunamayışımız kumral çocuklar oluşumuzdan belki
esmerler ülkesinde kumralların kurumsal yalnızlığına takıldık
ki suskunluğun en uzun sürgün yıllarıydı cesedimin
senin dudaklarına bir dişi ve duygun ceylandır tüneyen
gencecik delikanlılara fırlatıyorsun işveli bakışlarını
yani turnaların uçtuğu bir yer var ama senin yok Dilayla
şu senin çığlığınla vurulmuş elgin kuşu hiç unutma
işte bu kış ölüsü, is kokan bu hain akşam hepsi biziz
soyunsan şimdi şurada son kez sevişiriz Dilayla

senin onurlu davranışlarından iki de Japon çıkar iyi mi
yerimiz mi dar yoksa gittikçe biz mi daralıyoruz
neden son solcular salına da salına geliyor barlara
ki biz vatan parçalanırken pısmış paşalar gördük Dilayla
belki gövdelerimizin birbirine sürtünüşüydü bizi yanıltan
neden bir mezardan çıkar gibi çıkıyoruz aşkımızdan
Enis Batur kadar “obsecure” bir şarkı dudaklarımda
çok reyhan ve hanımelleri olur fakirlerin balkonunda
epeydir menekşe sever bir kadınla kapatıyordum perdeleri
ben senle yani ikimizle yani aşkımızla mutluydum Dilayla
dün bıraktığın fesleğeni buldum evimizin penceresinde
gece gündüz o fesleğeni tokatladıkça tokatlıyorum
biliyorum sen şimdi özgür bir kadın olarak dolaşıyorsun
yine de sen orospulara takmış ikinci yenicilerden uzak dur
dillerini kopartıyorum adını geçirseler masalarında
apaçık bir aşk bizimki yani sen apaçık bir aşkın dişisi seçilmişin
kederimizden zeytin döktük ruhlarımızdan gecelere
görmediler mi sanki bizi, görmediler mi Dilayla..

ben yazı desem hep tura gelir ve tura desem yazgı
sağanaktan kaçar gibi kaçıyorum kendimden
yani ben boşanıyorum bana yazılandan Dilayla
oysa senin yanaklarını ilk ben keşfetmişimdir
dudaklarımsa ıslaktır hala ilk öptüğün yerden
sen gidersen bana ne olacak diye hiç sorma
bedenim birdenbire ölecek kuşlar cıvıltılar vesaire
yüzümün geçmişi ölecek dudaklarımdaki şarkılar
dallarda yapraklar sonra anam babam ölecek
ölecek çocuk bağrışmaları ormanlar ölecek
ah ne çok sevmiştik birbirimizi ve ne çok itmiştik
şu an şu fakir sokaklara bir omuz vursam devrilir
anla ki sendedir böğürtlenler, ahududu ve ömrüm
üzme, üzersen giderim göğüslerinden gölgem eksilir
ve ben gidersem çevrendeki kuduz herifler sevinir
işte sırf bunun için gitmesek birbirimizden Dilayla
sen zaten benim sevdiğim şarkıları bile sevmemiştin
yani başa döndük işte yine yeni yeniden lay lay Dilayla…

Fadıl Oktay

www.fadiloktay.net



Creative Commons License Bu site Wordpress tabanlıdır, tasarım ve gelişirme ise Erkan OKUR'a aittir. Sitede yer alan yazılar Banu Kalyoncu'ya aittir ve Kullanım - Alıntılama Şartları'na uyulmaksızın kullanılamaz. Siteye giren herkes bu şartları kabul etmiş sayılır ...