Mar 01

ısrarla suyu kırmaya çalışan şairler gibiyim
kıramadıkça içimde kallavi bir bozgun Dilayla
nereden buldun bu kum gibi saçları öyle çok
seni gören kuşlar aşk yapıyor badem dallarında
gelinparmaklarına konuyor renk renk üzümgüneşleri
yaban mersinleri kuş kirazları ağlayan gelinler
sakın uçuruma düşmüş bir ölü gibi görme beni
istesen seninle şurada bir çileği üleşir yaşarız
göçmen düşlerinin süzülüşünü gördüm ovalardan
çocuk kalan göğsünden büyüyüşünü gözlerimin
getirdiğin keklik ötüşlerini ne çok dinledim
iri böğürtlenler kan gibi oturmuş dudaklarına
saçlarından gövdeme dökülen esrikliğini özledim
biliyorum Bosna’nın serin nehirleri uzakta kaldı
ve kadim anılarını bıraktın geldiğin diyarlara
hiç bana anlatma başını döndürdüğün erkekleri
ben ruhundaki acıyı yok etmeye uğraşıyorum
gidersem güneşi de alıp gideceğim senden
zaten sen kimi istesen senle yatar Dilayla

beni çok kadınlar yormuştur yoruyor yoracak
güzel gövdeleri olur çirkin kızların ve güzel gözleri
bak geldim, işte yine ağzımı dayadım gövdene
istesen şimdi bir dağ çeşmesi gibi çağlatırsın beni
yalan değil, arabesk şarkılarla da hislendim
seni sevdikten sonra arabeskçileri de sevdim Dilayla
sana söz verdim aşkım bu gece zır zır ağlayacağım
yetinmeyip arabesk şarkılarla bir kasa bira içeceğim
ah ben büyük hatalar yapmışımdır yapıyorum yapacağım
önce dudaklarının yanına dudaklarımı koydum
sonra bedeninin ölçülerini ellerimle ezberime aldım
yetmeyince göğüs damarlarından fallar açtım
gülüşlerinde çocuklara atılan şekerlerden yedim
dudaklarını ısırdığımda bir kiraz çığlığı kadar sessizdi
annemi babamı bir de sevişmelerimizi özledim Dilayla

eşarbına gizlemiş ne varsa ağladığı bu sen misin
bildiğim bu şiirden iki Çinli aşık istifa-de eder artık
bir güzel kızı -yani seni- bir de şekerpareyi sevdim
gecedir Dilayla ki gece sevişmenin en çok beklediği
böğürtlenler ve gökçül sevgilerle bacaklarına geldim
bırak artık yağmuru bekleyen ihtiyarlarların duygularını
ah dudakların tatlı dudakların şeker dudakların fevkalade
ve bil ki kızıl antiloplar benim hüznümden daha kızıl olamaz Dilayla
hani her sustuğumuzda bir şeytan geçerdi aramızdan gizlice
ama sen kendi kanatlarını kıran adamları bir daha sevme
yani sen beni neden sevdin ki Dilayla

kuru üzümler kadar uzun çiğnerdim dudaklarını
tayların ovalara ilk atılışı kadar arsız yüklenirdim sağrına
sahillerde bembeyaz teninden bir ay doğardı ansızın
Allah beni unutsa ben bunları nasıl unuturum Dilayla
bu ürküten sakinliği gökte boş gözlerle dolaşan kuşların
bu kirazların son anda kırmızıdan dönme çabaları
biteviye çiftleşmesi yeryüzünde bütün börtü böceğin
durmaksızın bir ölümün adını seslenmemiz nedendir
hele ağlayışımız kainatın gözünün içine baka baka
ve yitmesi naz yapacağımız nenelerimizin ve dedelerimizin
bahçelerden çiçek ve meyve kokularını hissedemeyişimiz
ilmik ilmik kendimize ördüğümüz bu çelik koza
bunu bize kim ve neden yapıyor Dilayla

dilime öyle bir gelişin vardı ki lal olup kalmıştım
ne yüce ağaçlar gördüm ama altında biz yoktuk Dilayla
bir üst satırda seni seviyorken şimdi nefretim sana
şuracıkta bir hırslansam geceyi avuçlayıp yırtarım
artık kimi sevsem bu biraz yitirmektir gözlerini
oysa beni bir çiçeği öper gibi öpmeni nasıl beklerdim
tutunamayışımız kumral çocuklar oluşumuzdan belki
esmerler ülkesinde kumralların kurumsal yalnızlığına takıldık
ki suskunluğun en uzun sürgün yıllarıydı cesedimin
senin dudaklarına bir dişi ve duygun ceylandır tüneyen
gencecik delikanlılara fırlatıyorsun işveli bakışlarını
yani turnaların uçtuğu bir yer var ama senin yok Dilayla
şu senin çığlığınla vurulmuş elgin kuşu hiç unutma
işte bu kış ölüsü, is kokan bu hain akşam hepsi biziz
soyunsan şimdi şurada son kez sevişiriz Dilayla

senin onurlu davranışlarından iki de Japon çıkar iyi mi
yerimiz mi dar yoksa gittikçe biz mi daralıyoruz
neden son solcular salına da salına geliyor barlara
ki biz vatan parçalanırken pısmış paşalar gördük Dilayla
belki gövdelerimizin birbirine sürtünüşüydü bizi yanıltan
neden bir mezardan çıkar gibi çıkıyoruz aşkımızdan
Enis Batur kadar “obsecure” bir şarkı dudaklarımda
çok reyhan ve hanımelleri olur fakirlerin balkonunda
epeydir menekşe sever bir kadınla kapatıyordum perdeleri
ben senle yani ikimizle yani aşkımızla mutluydum Dilayla
dün bıraktığın fesleğeni buldum evimizin penceresinde
gece gündüz o fesleğeni tokatladıkça tokatlıyorum
biliyorum sen şimdi özgür bir kadın olarak dolaşıyorsun
yine de sen orospulara takmış ikinci yenicilerden uzak dur
dillerini kopartıyorum adını geçirseler masalarında
apaçık bir aşk bizimki yani sen apaçık bir aşkın dişisi seçilmişin
kederimizden zeytin döktük ruhlarımızdan gecelere
görmediler mi sanki bizi, görmediler mi Dilayla..

ben yazı desem hep tura gelir ve tura desem yazgı
sağanaktan kaçar gibi kaçıyorum kendimden
yani ben boşanıyorum bana yazılandan Dilayla
oysa senin yanaklarını ilk ben keşfetmişimdir
dudaklarımsa ıslaktır hala ilk öptüğün yerden
sen gidersen bana ne olacak diye hiç sorma
bedenim birdenbire ölecek kuşlar cıvıltılar vesaire
yüzümün geçmişi ölecek dudaklarımdaki şarkılar
dallarda yapraklar sonra anam babam ölecek
ölecek çocuk bağrışmaları ormanlar ölecek
ah ne çok sevmiştik birbirimizi ve ne çok itmiştik
şu an şu fakir sokaklara bir omuz vursam devrilir
anla ki sendedir böğürtlenler, ahududu ve ömrüm
üzme, üzersen giderim göğüslerinden gölgem eksilir
ve ben gidersem çevrendeki kuduz herifler sevinir
işte sırf bunun için gitmesek birbirimizden Dilayla
sen zaten benim sevdiğim şarkıları bile sevmemiştin
yani başa döndük işte yine yeni yeniden lay lay Dilayla…

Fadıl Oktay

www.fadiloktay.net

Mar 01

ANI

Dostlarımdan Şiirler
Etiketler: Etiket Yok 1 Yorum »

kitapların arasında ölen kelebeklerin
unutulan aşıklar olduğunu anladım

ey mezarımın sahibi sahaf
sesimi duy
tutuver kanadımdan
unuttu yüzümü gözlerinin simyası
korkuyorum karanlıktan

ey acılı vakitlerin salası
son durağım
değişmiyor halimin anlaşılmaz imlası
yetmez mi ağladığım
süzül çık fotoğraftan

Abdullah Çevik

Şub 14

Şilan’a..

köye benzer kentlerde
kavganın yüreğinde yaşardık
sen ölmekten
ben öldürmekten korkardım
savaşırdık

maviye tutunmak adına
gerillaya çıkmıştı adımız
şarabı azık belleyip
içimize çekerken tütünü
tetiğe basardık
kıskanırdı yüreğimizi kaleşnikof
kızılca kıyametler koparırdık

alev saçarken gözlerin
aydınlanırdı mor beyaz bağrın
doğamazdın mevzisiz gecelerime
menziline erişemezdim
sancırdık

yıldızlar yağardı
kurşunlar damlamadan bedenine
çırıl çıplak umutlarımı
soyardın
içinde parçalanırdı kayalar
kaç diri gömülürdü
sayamazdık

vurulurdu kanatlarım
uçamazdık

yankılanırken ahından vadiler
içimden boşalırdı sesin
nehirler yüzünü çizerdi
kanardık

….

ey kadın!..
dirilmekten bu kadar mı korkarsın
varsın/yoksun..
ölümüm avuçlarında
yaşarsın

Orhan Bozkurt

Şub 13

banukalyoncu resmi sitesi

Aşığın intikamı gitmek aşkın ise gelmektir
vaktiyle sevmiştim sizi kelimeler
küçük bir kasaba kızıydınız büyümeden önce
okşanmak isteyen kısacık saçlarınıza inat
seyrek dişlerinizi sevmiştim en çok
vaka gülmüyorsanız belli olmuyordu hani
alnınızda ki asalet ve gözlerinizde ki deniz yıldızı

susunuz artık gece kalbime düşen notalar
bütün besteler mahur ama aşk illa ki rast gitmez
ciğerlerimde bir yara var nefesim yetmiyor
bir bilsem hangi kalbin yamacından hırsla
büyümeden daha kopartılıp alınmış bu kamış
bir ah gibi tutamadığım sözlerin üstüne yazıyorum
senfoni dinleyenler halimi nasıl anlasın

yerinden sökülünce kaldırım taşları
vaktiyle üzerine basıp geçenlere ağlar mı
anlar mı şimdi olmayışlarının sebebini boşluk
sorular cevabın neticesi midir bilmem ama
kan ter içinde uykulardan uyandığım
hani şairliğin de beş para etmediği zamanlarda
ne işe yarar ki ulaşamayacağım uzaklıklarda
gökyüzümün yıldızlarından biri olarak kalman

hayalayna

Şub 13

banu kalyoncu resmi sitesi

gidilen yolların izi
ardına düşünce adamın
tabanından tavanına
düşlerinde kör bir beyazın
tek siyah noktası
‘’ O’’ dur

gelir dikilir karşına
iki çocuk annesi bir kadın
unutmadan tek tek yaz
‘’ yaşamak’’
biricik hakkımsın

güneşin ışığı
ölüme yürüyenlerin
sisli sabahlarına
aç gölgeler getirir
‘’ hayat ‘’
tuttuğunu kopartır

mezarda pahalı mermeri
ucuzculara duayı unut
olabildiğince uzaklaş
‘’gözlerimden ’’

son kaygısıdır
saltanatın toprakta bahar
var olmak adına tohumu ol
kırmızı bir karanfilin
‘’ dimdik dur ’’

kardan adamların
sahibi olmaz çocuklar
doğuştan makamı sabâdır
nayi hayalin usulü
‘’ aksak ‘’

gözlerine mil çekilmiş
devlerin el yordamı yazdığı
’’ şiirin kaderi var ’’
bilmezler duymazlar okumazlar

hayalayna


Sayfa 2 / 4«1234»

Creative Commons License Bu site Wordpress tabanlıdır, tasarım ve gelişirme ise Erkan OKUR'a aittir. Sitede yer alan yazılar Banu Kalyoncu'ya aittir ve Kullanım - Alıntılama Şartları'na uyulmaksızın kullanılamaz. Siteye giren herkes bu şartları kabul etmiş sayılır ...